ANA SAYFASemâ ve Tasavvuf Musiki ToplulugumuzETKiNLiKLERiMiZMEVLEViHANENiN TARiHCESiMEVLEViHANENiN POST DEDELERiHÜSEYiN CAHiTSOY AGACIESKiSEHiR TARiHiUNESCO ve ULUSLARARASI MEVLANA VAKFINASIL GÖNÜLLÜ OLURUM?iLETiSiMVAKIF SENEDi

UNESCO VE ULUSLARARASI MEVLANA VAKFI ÇALIŞMALARI

www.mevlanafoundation.com


Uluslararası Mevlana Vakfı, Mevlana ve Mevlevilik konusunu projelendirerek milli ve manevi değerlerimize katkı sağlamayı amaçlamaktadır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve vakfın işbirliğiyle hazırlanan iki proje UNESCO tarafından kabul edilmiştir.


1. Sema ve Mevlevi Müziği
Sema ve Mevlevi Müziği’ nin korunma altına alınması projesi, 2005 senesinde kabul edildi ve UNESCO, “Sema ve Mevlevi Müziği’ni”  “İnsanlığa Bırakılan Sözlü ve Manevi Baş Yapıtlar” kapsamına aldı.


2. Mevlâna Yılı
Hz. Mevlâna’nın 800. doğum yılı dolayısı ile 2007 yılı hem Türkiye’de hem de dünyada UNESCO tarafından  “Mevlâna Yılı” ilan edildi ve tüm dünyada bir çok etkinlik düzenlendi.


3. Akreditasyon: 2009 senesinde Uluslararası Mevlana Vakfı, UNESCO tarafından akredite oldu.


4. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan “Mevlevi Kültürünün Anlatımı ve Sema Töreni” isimli proje, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından, desteklenmesi uygun görülen projeler arasında girdi ve programlara dahil edildi.  

images.jpg

UNESCO's 2005 Proclamation of
“Masterpieces of the Oral and Intangible Heritage of Humanity”

THE MEVLEVI SEMA CEREMONY

known historically as

Mevlevi Ayin-i Şerif or Sema Mukabele-i Şerif

www.unesco.org/culture/intangible-heritage/39eur_uk.htm




 

Esin Çelebi Bayru ile

2007 Mevlana Yılı üzerine...

 

24 Temmuz 2007

Robert Kolej'in aylık gazetesi Bosphorus Chronicle'ın Haziran sayısı için, öğrenciler Lale Tekişalp ve Alp Özçelik'ın Esin Çelebi Bayru ile yaptıkları röportaj.

2007 yılının Mevlana yılı olması fikri nasıl çıktı?

Her yıl 17 Aralık’ta Mevlana’nı ölümü dolayısıyla Şeb-i Aruz törenleri düzenleniyor. Bu törenler soğuk kış günlerine denk geliyor. Biz daha sık törenler olsa da Konya’ya başka zamanlarda da gelinebilsin istedik. Mevlana’nın doğum günü olan 30 Eylül’de de sema törenleri düzenlenmeye başlandı, derken 2007 yılının Mevlana’nın 800. doğum yılı olduğunu fark ettik ve böyle bir proje çıktı ortaya. Projeyi, Uluslararası Mevlana Vakfı olarak önce Kültür Bakanlığı’na, daha sonra da UNESCO’ya sunduk ve 2007 yılı Hz. Mevlana’nın 800. doğum yılı olması nedeniyle, Mevlana yılı ilan edildi.

Bu kapsamda yurt içinde ve yurt dışında neler yapılıyor?

2007 Mevlana yılı ilan edildikten sonra, Kültür Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı bizi bir sivil toplum örgütü olarak görüşmelere davet etti. Neler yapılabilir diye konuştuk. Bir sergi hazırlanması ve bununla büyük şehirleri dolaşmak gibi bir projem vardı. Mevlana’yı tanıtmak amacıyla sempozyumlar düzenlemek, sema törenleri yapmak – tabi manasını anlatarak… Mevlana’nın neler yaptığını söylemek, niye bu kadar ön plana geçtiğiyle ilgili çalışmalar. Kısım kısım yapılıyor bu tip çalışmalar ve etkinlikler. Yazı ve fotoğraf yarışmaları, defileler, piyesler (İki piyes seyrettim. Birinde Hz. Mevlana’nın bir hikayesini oyuna çevirmişler, çok hoşuma gitti, çünkü Mesnevi ve Divan-ı Kebür’den sözlerle oynanıyor piyes. Diğeri ise Hz. Mevlana’nın hayatını anlatıyordu.), defileler (kıyafetler tasarlıyor modacılar), danslar yapılıyor bu kapsamda. Bir film projesi de var. Herkes nasıl görüyorsa Mevlana’yı, o şekilde anlatmaya çalışıyor.

Peki tüm bu etkinlikler ilgi görüyor mu? Mevlana’nın yurt dışında çok ilgi gördüğünü biliyoruz. Yurt içinde durum nasıl?

Merakı olan ilgilenip bilgileniyor. Bir şey bilmeden gelip görüp bir şeyler almak daha da güzel. Bu senenin önemi; hem önceden atılmış tohumların yeşersin istiyoruz, hem de yeni tohumlar ekiyoruz.

Mevlana’nın düşünceleri, felsefesi günümüzde doğru anlaşılıyor mu? Bugünlere doğru iletilebilmiş mi sizce?

Bu sorunun cevabını Mevlana versin isterseniz. Demiş ki; “Herkes benimle dost oldu ama sırrıma ortak olmak isteyen çıkmadı”. Tabi herkes kendi kabınca alıyor ve yorumluyor bu felsefeyi.

Uluslar arası Mevlana Vakfı hakkında bilgi verebilir misiniz? Türkiye’den başka hangi ülkelerde çalışmalarınız oluyor?

Kardeşim Faruk Hemdem Çelebi (Hemdem dost, çelebi demek) vakfın 1. başkanı, ben 2. başkanıyım. Amacımız Mevlana’nın düşüncelerini anlatabilmek, öz kültürümüzü anlatabilmek, tanıtabilmek. Vakfın Hollanda, İsviçre, Almanya, Amerika gibi pek çok yabancı ülkede de faaliyetleri oluyor. Bunun dışında internet aracılığıyla da pek çok yere ulaşabiliyoruz.

Evet, Hz. Mevlana’nın yurt dışında da çok ili gördüğünü ve sevildiğini biliyoruz. Hatta bizim Avustralyalı bir öğretmenimiz kedisinin adını Rumî koydu.

 Mevlana bugünkü Afganistan sınırları içerisindeki Belh şehrinde doğdu. O gün o bölgede Türk boylarından Harzemşahlar yaşıyordu. Kendisine Rumî diyerek Mevlana Türk olduğunu, Anadolu’dan olduğunu belirtiyor. Farsça yazmasının sebebi o günün edebiyat dilinin Farsça olması. Afganlar ve İranlılar ona Belhî diyor. Aslında anne ve babasının kendisine koyduğu isim Mehmet Celaleddin. Mevlana kendisine sonradan yakıştırılan bir isim; efendimiz, saygıdeğer kimse anlamına geliyor. Rumî ise Anadolu’da yaşadığı için. Yani “Anadolu’da yaşayan saygıdeğer Celaleddin” de diyebiliriz.

Ailenizden bahseder misiniz?

Ben Hz. Mevlana’nın 22. kuşak torunuyum. 5 kardeşin en büyüğüyüm. Benden sonra bir erkek kardeşim ve 3 kız kardeşim var. Tabi Mevlana’nın bizden başka torunları da var. Bizim özelliğimiz: Mevlevilik Mevlana’nın kurduğu bir şey değil. Onun düşünceleri doğrultusunda oğlu Sultan Veled ve torunu Ulu Arif Çelebi tarafında kurulmuş Mevlevilik. Sultan Veled’in soyundan gelenler o yola liderlik etmişler. Biz onların soyundan geliyoruz. En son Makam Çelebisi babamın büyük babası Abdülhalim Çelebi, Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’e destek vermiş, 1. mecliste 2. başkan seçilmiş. Tabi sonra Konya’ya dönmesi gerekmiş. Kendisinin yeşil şeritli İstiklal Madalyası var. Bu çok gurur verici bir şey. Bir tarikat (tarikat demek istemiyorum aslında; çünkü kelime çok rahatsız edici boyutlara geldi) liderinin bir yandan da böyle bir konumda bulunması. Bir de şu var; Tekke ve Zaviye Kanunu hazırlanırken Abdüllhalim Çelebi  Atatürk’ten randevu alıyor, görüşüyorlar. Türkiye Cumhuriyet’i içindeki tüm mevlevihanelerin kapatılacak deniyormuş. Karar veriyorlar, Bakır Çelebi Suriye Halep’te en yakın mevlevihanenin başına geçiyor. Bu Mevlevihane açık kalıyor, çünkü bu yerler birer kültür mirası. Bu sırada Abdülhalim Çelebi ölüyor. Türkiye sınırları içindeki şeyhler dedeme biad ediyor, yani seçiyorlar. Sonra dedem 42 yaşında ölüyor ve 17 yaşındaki babam artık manevî olarak Konya’nın lideri oluyor.

Mevlevihanelerde eskiden nasıl bir eğitim olurmuş?

      Bir kişi mevlevihaneye başvuruyor, Mevlevi olmak istediğini söylüyor. Tabi belli bir inceleme sürecinden geçiyor. Bakıyorlar, huy olarak nasıl. Daha sonra anne baba rızası isteniyor. İzin verilirse 3 gün boyunca mevlevihane mutfağında misafir ediliyor. Mutfak aynı zamanda mevlevihanenin kalbi. Tabi çok büyük mutfaklar. Bu 3 gün boyunca kimse kendisiyle konuşmuyor ve ayakkabıları hep yanında duruyor. Beğenmezse, yapamayacağını düşünürse hiçbir şey söylemeden ayakkabılarını giyiyor ve gidiyor. Tabi bu sırada dedeler onu izliyor, o orayı izliyor. Eğer kabul ediliyor ve ediyor ise, aşçı dede onu alıyor ve bir dedeyi ona hoca ilan ediyor. Yazması yoksa yazma öğretiliyor. Kuran’ı anlayabilecek kadar Arapça ve Mesnevi’yi anlayabilecek kadar Farsça öğretiliyor. Sema ve musiki öğretiliyor, bir enstrümana kabiliyeti varsa onda ustalaşıyor. Tezhip, minyatür ve hat gibi güzel sanatlar öğretiliyor. Bu sırada ruhu ve nefsi terbiye ediliyor. Örneğin 18 tane çeşitli görevi oluyor, not almak için. Bulaşık yıkatılıyor mesela, temizlik yapıyor, alışveriş yapıyor (bu da çok öneml, - parayı nasıl kullanıyor, aldıklarını nasıl seçiyor, ne kadar zamanda gidip geliyor), üstlendiği görevi ne kadar düzgün yapıldığına bakılıyor. En sonunda ise tualet temizliği yapılması isteniyor. Diyelim hepsini tamamladı, sıra en ağır işe geliyor. Bunu da sabırla yaparsa bir törenle kendisine “dede” ünvanı veriliyor. Bu eğitim 1001 gün, yani yaklaşık 3.5 sene sürüyor.

Peki günümüzde Mevlevilik, Mevlevi olmak ne demek?

       Mevlevilik bugün için bir kültür olarak devam ediyor. Aslında bütün dünya bir Mevlevihane. Bir sürü imtihandan geçiyoruz. Tüm zorluklardan geçmeli, hepsinden ders almalıyız. 
      
Hz. Mevlana Mesnevi’yi bize yol göstermek için yazmış, her şeyi anlayabileceğimiz bir seviyeye indirmiş. Mesnevi’nin yazılışı da şöyle: bir keresinde öğrencisi Çelebi Hüsamettin Mevlana’ya tüm bu söylediklerinizi kaleme alsak diyor. Mevlana sarığının içinden 18 beyit çıkarıp veriyor. Daha sonra giderek büyüyor ve 6 ciltlik bir eser çıkıyor ortaya. Tabi Çelebi Hüsamettin’in tüm bunları kaydetmiş olması inanılmaz. Çünkü ne zaman söylediği belli olmaz, ilham gelir gider, bir bakarsın hamamda söylemeye başlarmış. Bugün için söylediklerini anlamaya gayret etmek lazım. Mesnevi aslında Kuran’ın farklı bir yorumu, meali denebilir. Mevlana kendisi demiş ki “Hz. Muhammed’in ayağının tozuyum. Onun söylediklerinden başka bir şey söylemedim.” Zaten bakarsanız Mesnevi Kuran ile çok bağlantılı. Kuran’daki bazı ayetleri hikayeler şeklinde anlatıyor. Daha kolay anlaşılması için. Divan-ı Kebir de öyle.

      Yabancılar okuyor, bu çok önemli. Bir şiirini okuyorlar, merak ediyorlar, buluyorlar, Mevleviliği, sonra da İslamiyet’i kabul ediyorlar. Dansla ilgileniyor mesela birisi, bir Sema töreni izliyor, seviyor, araştırıyor. Bir Arjantinli adam rüyasında görmüş Mevlana’yı.

Biraz da sema gösterilerinden bahsetmek istiyorduk. Bizim öğrendiğimize göre Hz. Mevlana bir gün çarşıda gezerken bir bilezik ustasının çekicinden çıkan tık tık sesini Allah Allah olarak duyuyor, aşka geliyor ve dönmeye başlıyor. Sema dönmenin buradan ortaya çıktığını duyduk. Acaba doğru mu?

Dönmek insanın tabii hareketi. Çocuk iki adım atar, döner. Sevinince döneriz. Birbirimizi kucaklarken döneriz. Dönmek bir coşku ifadesidir. Başka manevi ritüellerde de görebilirsiniz bu hareketi. Kızılderililer mesela, hem kendi etraflarında, hem de totemin etrafında dönerler. Duyduğunuz hikaye Ulu Arif Çelebinin menkıbeler kitabında var. Yalnız bilezik değil, altın inceltilirken çekiç seslerini duyuyor ve sema etmeye başlıyor. Hatta Hz. Mevlana’nın bu coşkusunu gören dükkan sahibi işçiye durmamasını söylüyor. Aslında altına çok da fazla vurulmaz inceltilirken, kırılır; ama o kadar hoşuna gidiyor ki onun bu coşkusu… Hz. Mevlana aslında çok coşkulu, keyifli bir kişiymiş, ama başka kalıplar içine sokmaya bayılıyor insanlar.
 

Sema dönmek bir ibadet şekli aslında. Bazı kimseler bunun bir gösteri halini almasının yanlış olduğunu düşünüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bizim 800. yıl projesinden önce başka bir projemiz vardı; Mevlevilerin sema ve müziğinin koruma konusunda. Bunu da önce Kültür Bakanlığı’na sunduk, daha sonra UNESCO da kabul etti. UNESCO’ya sunulan en kapsamlı proje gibi de bir ünvanı var hatta bu projemizin. Bunun üzerine UNESCO sema ve müziği korunması gereken miraslar listesine aldı. Devlet sahip çıkmalı. Bu bizim kültürümüzse, ki kültürümüz, korunmalı. Evet, sema bir ibadet şekli. Öncesinde abdest alınır, sonra meydana çıkılır. (Sağ el yukarı, sol el aşağı – Allah’tan alıp, kalp yoluyla, halka vermek. Sihke – nefsinin mezar taşı. Sarık belli bir seviyeye veriliyor. Tennure. Hırkası – nefsinin kabri.) Bir gösteri halini alması, asıl maksadına uymasa da işin vitrini. Bunlar sayesinde insanlar bilgileniyor. Bu sayede insanlar bir şeyler anlıyor, düşünüyor. Etkilenip din değiştirenler bile var.
 

Herkes semazen olabilir mi? Bayan semazen olur mu?

Hz. Mevlana kadınları çağırır, soru sorarmış, sema ederlermiş. Şeyhlik yapan kadın da var. Yani kadın semazen olmaz diye bir şey yok, ama örf ve adetlerimiz işin içine giriyor tabi. Biz 9 yaşındayken kardeşimle beraber sema öğrendik, sema dedesinden. Bir gösteri vardı, biz de çıkacaktık beraber ama sonra örf ve adetler dolaysıyla çıkmadım.
 

Sema öğrenirken ayağa çivi takılıyormuş duyduğumuza göre…?

Sema öğrenirken bir tahtanın üzerinde çivi gibi yuvarlak bir çıkıntı olur. Bu sol ayağın baş ve ikinci parmağı arasına konur ve tutarak dönülür. Tabi zamanla burası tahriş olacağı için çivinin üzerine tuz dökülürdü ki mikroplar ölsün.

Onca saat döndükten sonra semazenlerin nasıl başı dönmüyor?

Bu eğitimle gelen bir şey. Önce 180 derece döndürürler, kollar kapalı. Sonra biraz daha fazla, biraz daha fazla derken insan alışır. Ayrıca dönerken sol elin başparmağına bakılmalı. Ama bu da artık dejenere oldu. Ben bir tıp makalesinde okumuştum, bazı baş dönmesi yapan hastalıklarda kafa 35 derece yatırılırsa baş dönmesinin duracağı söyleniyor. Sema ederken de kafanın eğik olması önemli.

Mevlevilik bir tarikat. Tabi Müslümanlığa bağlı. Tam olarak Müslümanlığın nesi?

Mevlevilik Müslümanlıktan ayrı olamaz. Tasavvufta biraz daha işleri kolaylaştırmak var ama sonuçta aynı şeyleri anlatıyorlar, aynı şeyler söyleniyor. Ama ben şöyle düşünüyorum; bir tanesinde daha çok sevgi, aşk var. Mevlevilikte işin içine çok fazla sevgi giriyor. Bana öyle geliyor ki; biri şunu yaparsan seni seveceğim diyor, diğeri şunu yapmasan da seni seveceğim diyor.
 

Maddi dünyanın zirvesinde insanlar doyumsuz. Mutluluk arayışları içindeler. Ruhları aç. Bu açlık maneviyatla doyurulabiliyor. Bence Mevlevilikte insanlara ümit veren bir şey var. Bir kere insan önce kendi kendini sevmeye, kendindeki güzellikleri, güzel özelliklerini bulmaya teşvik ediliyor. Kendi iç güzelliklerinin farkına vardırıyor. Sende ne var? Bunu fark ediyor insan. Zaten kendini seven başkasını da seviyor, derken tüm dünyayı kaplıyor bu sevgi.

Hz. Mevlana’nın çok sevdiğim bir dörtlüğü var bunu anlatan: “Bir can vardır canında. O canı ara. Beden dağındaki güzel mücevheri ara. Ey dost …”

Sufizm nedir?

Sufizm farklı bir şey. Eskiden insanlar inzivaya çekilirlermiş. Meditasyon yapar ve yün giyerlermiş (yün üşütmez de terletmez de, çok güzel bir materyal o açıdan). Sufi yün demek. Bugün kendilerine sufi diyenler kendi dinlerini bırakmamışlar ama ruhları bir arayış içinde olduğundan pek çok öğretiyi birlikte yaşamaya çalışıyorlar, her şeyle ilgileniyorlar.

Günümüzde sufi müziği, yani tasavvuf müziği dediğimiz müzik bayağı popülerleşti. Sizce yeterince korunabiliyor mu?

Tasavvuf müziğinin korunması lazım. Çok farklı bir müzik, çünkü karşılıklı meşke, hoca ve talebe arasındaki meşke dayanıyor. Notayla olacak iş değil diyor bu işin bilenleri. Çok birebir bir eğitim. Günümüzde bu müzik yozlaştırılıyor. Ama o zaman da başka bir müzik oluyor, öyle değil mi? 
 

Çelebi ne demek?

Çelebi bizim soyadımız. Aslında “çalap” kökünden geliyor. Tanrı’yla ilgili, bilgili, manevi bilgisi çok olan, efendimiz anlamına geliyor.
 

Galata Mevlevihanesi’nin çok eskiden yapıldığını biliyoruz. Acaba biraz bu mevlevihanenin tarihinden bahsedebilir misiniz? Bir de İstanbul’da Galata’dan başka nerede Mevlevihane var?

Galata Mevlevihanesi Fatih zamanında 1400’lerin sonlarına doğru yapılmış. İstanbul’un ilk mevlevihanesi. Bunun dışında Zeytinburnu’nda Yenikapı Mevlevihanesi var. Burada restorasyon yapılıyor. Yaşayan bir müze haline getirmeye çalışıyoruz. Üsküdar’da da var bir Mevlevihane. Hep restorasyonlar yapılıyor, çeşitli projeler var. Amacımız buraları eskiden olduğu gibi birer kültür merkezi olarak kullanabilmek.

Galata Mevlevihanesi’nde her Pazar sema gösterileri oluyor. Kadın erkek beraber olan gösteriler de oluyor arada. Canlı müzik var. Orkestraya “mıtrıp” deniyor.

Açıkçası biz Mevlana’ya ve Mevleviliğe çok fazla ilgi olmayışından yakınmanızı bekliyorduk. Ama anladığımız kadarıyla durum pek de böyle değil…?

İlgi var. Özellikle de yurt dışından.
 

Günümüzde Mevlevi olmak ne demek? Mevlevi olunabiliyor mu hala? Dediğiniz gibi yalnızca bir kültür mü?

Devir öyle bir devir ki, iş güç arasında koşullar ve zaman bunu uygun kılmıyor. Artık sadece bir kültür olarak bakılması ve benimsenmesi lazım.

Eskiden Mevlevihanelerde eğitim verilirmiş. Müzisyenlerin %99’u Mevlevihanelerde yetişmiş. Hattatlar ve diğer sanatçılar da aynı şekilde.

Bana bazen soruyorlar, nasıl Mevlevi olunur diye. Ben de onlara Mevlevi olunmaz, Mevlevi doğulur diyorum. Herkesin içinde bu duygular var, ama açığa çıkartmaya talip olmak gerek. İnsanlar kendi kendilerini arıyorlar. Aslında her şey huzur ve dengeyle ilgili. Maddi hayat ve manevi hayatı dengelemekle ilgili.

Sizce Mevlana’nın değerleri günümüzde doğru bir şekilde yaşatılabiliyor mu? Yozlaşıyor mu? Gençler sahip çıkıyor mu?

İşte bu yılı Mevlana yılı etmenin güzelliği de bu. Sizin gibi gençler öğreniyor. MEB kitaplar hazırlattı, okullarda okutuluyor. Biz gençken Mevlana’nın adı bir kere geçmezdi kitaplarımıza. Biz Konya’ya giderdik törenler için; kimse anlamazdı ne için, nereye gidiyoruz, ne yapıyoruz…
 

Biz devletin bu konuyla çok fazla ilgilenmediğini düşünüyorduk. Öyle mi?

Devlet ilgili. Ama herkes Mevlana’yı yurt dışına anlatma telaşı içinde. Biz önce kendi milletimize anlatmalıyız. Kendimiz anlayalım ki başkalarına da anlatabilelim.
 

Özellikle gençler sahip çıkmalı. Geçen gün Kanal D’de Genç Bakış adlı bir programa katıldım. Abbas Güçlü’nün programı. İlk defa canlı yayına katıldım, çok heyecanlandım. Bir de ilk soruyu bana sordular, bir ben biliyorum ne kadar zorlandığımı. Belediye Başkanımız vardı benden başka. Kültür Bakanımız gelememiş, müsteşar bey geldi. Gençler sorular sordu, biz de cevaplamaya çalıştık. Ben de gençlere bir soru sordum. Dedim ki, gençlere nasıl ulaşılır? Biz ne yapalım ki gençlerin ilgisini çekelim? diye sordum. Bu sorum gazetelerde de çıktı. Bana yalnızca bir tane e-mail geldi bu soruma cevap olarak- Balıkesir’den genç bir bayan, Eskişehir’den. Birkaç şık önermiş, yarışmalar yapılsın vs. Büyükler film yapılsın diyor. Çizgi film yapılsın diyor. Balıklar çıkmış Mevlana’yı anlatıyor. Çağrı kalitesinde bir film yapılmalı yapılacaksa. Herkese ulaşabilmeli.

Siz aslında çok bilgilisiniz, sorularınız çok iyi. Bazı gazeteciler var, röportaj yapmaya geliyorlar, o kadar bilgisizler ki.

Mevlana’nın torunu olmak nasıl bir duygu?

Mesuliyetli bir şey. Bir çocuk doğduğu zaman ona bir mücevher veriliyor. Ben bunu ona benzetiyorum. Bu mücevheri kırmamak, kaybetmemek, kirletmemek gerek. Bunu taşımak çok büyük bir haz, keyif ve onur olduğu gibi çok büyük bir sorumluluk getiriyor.
 

Ben doğduğumdan beri bizim evde bu konular konuşuluyor. Nasıl bir doktorun evinde tıp konuşulursa, bizim evde de Mevlevilik konuşulurdu. Ben de ister istemez duyuyor ve biliyordum. Şimdi bildiklerimi paylaşmak istiyorum. Biliyorum demiyorum. Kendimce anlatıyorum.

Teşekkür ederiz efendim.