ANA SAYFASemâ ve Tasavvuf Musiki ToplulugumuzETKiNLiKLERiMiZMEVLEViHANENiN TARiHCESiMEVLEViHANENiN POST DEDELERiHÜSEYiN CAHiTSOY AGACIESKiSEHiR TARiHiUNESCO ve ULUSLARARASI MEVLANA VAKFINASIL GÖNÜLLÜ OLURUM?iLETiSiMVAKIF SENEDi

ESKİŞEHİR MEVLEVİHANESİ POST DEDELERİ ve DÖNEMLERİ

  1. Müderris Muhammed (1552'den önce)
  2. Mevlana Reşidüddin (1552)
  3. Mevlana Muhyiddin (1566)
  4. Mustafa (1572'den önce)
  5. Halil Efendi (1572-?)
  6. Muhammed oğlu Mustafa (19. yüzyıl başları)
  7. Süleyman ve Muhammed Kasım (?-?)
  8. Çürükoğlu Hacı Hafız Hüseyin Hüsni Dede (?- 1865)
  9. Hasan Hüsni Dede (1865-1908)
  10. Şemseddin Dede Efendi (1908-1913)
  11. Bahaeddin Dede Efendi (1913-1925)

 

Çürükoğlu Hacı Hafız Hüseyin Hüsni Dede (d.?-ö.1865)’nin postnişin olduğu Konya Mevlânâ Müzesi Arşivi’ndeki bir belgeden anlaşılmaktadır. Mevlevîhânenin yakınında kendi adına yaptırdığı Çürükoğlu Medresesi’nden, müderris ve âlim bir kişi olduğunu anlıyoruz. Maârif Salnâmesi’nde, Eskişehir medreseleri içinde, Paşa mahallesindeki “Çürükoğlu” Medresesi’nden bahsedilmektedir. Ancak, günümüzde medresenin yeri bilinmemekle beraber Kurşunlu Camii kuzeyindeki giriş kapısının bir alt sokağına, “Çürük Hoca Sokağı” ismi verilmiştir. Muhtemelen medrese de bu sokakta idi. Türbesi Külliyenin güney doğu kısmında, semahanenin bitişiğindedir.

Hasan Hüsni Dede (d.1831-ö.1908)

Hasan Hüsni Dede Efendi, 1831 yılında Eskişehir’de doğdu. Babası, Çürükoğlu Hacı Hafız Hüseyin Hüsni Efendi, annesi Kerime Hanım’dır.

Babasının son zamanlarında dergah ehliyetsiz insanların elinde kalmış ve dağılmıştı. 1865 yılında, babasının ölümü üzerine, hükümete baş vurarak, cami avlusunda bulunan binanın ve derviş odalarının Mevlevîliğe ait olduğunu ve mevleviliğin de babasından kendisine intikal ettiğini söylemiş, yapılan tetkiklerde ve Konya Mevlânâ Dergah’ında bulunan yaşlı Mevlevî dervişlerinin de şehadetleriyle düzenlenen bir beratla, dergah kendisine tevcih edilmiş ve babasından kalan malların idaresinin Hazîne-i Celîle-i Mâliye’nin idaresinde kalması şartıyla, az bir bedel karşılığında kendisine kiraya verilmesine karar verilmiştir.

Hasan Hüsni Dede ilk eğitimini âlim ve Mevlevî olan babası Çürükoğlu Hacı Hafız Hüseyin Hüsni Efendi’nin aldı. Daha sonra, İstanbul’da tahsil ettiği anlaşılıyor. Postnişinliğe tayin edilmeden önce, uzun süre İstanbul’da bulunmuş, dersiamlık (müderris) ve Mesnevîhanlık yapmıştır. Kendisi Mevlevî, Kâdirî ve Melâmî idi. Abdülbaki Gölpınarlı “Melâmîler ve Melâmîlik” adlı kitabında, İstanbul' da Melâmî Pîri Seyyid Muhammed Nur (öl.1886)’le görüşerek Melâmî olduğunu yazar. Hasan Hüsni Dede Mevlevî ve Kâdirî hilafetini Konya Çelebisi Muhammed Said Hemdem Çelebi’den almıştır. Yenikapı Mevlevîhânesi postnişini Osman Selahaddin Dede Efendi de Hasan Dede’ye hilafet vermiştir. Osman Selahaddin Dede öldüğü zaman (14 Mart 1887) cenazesinin gasledilip kefenlenmesinde meşâyih-i Mevlevîyenin âriflerinden ve fâzıllarından sayılan Hasan Hüsni Dede görev yapmış ve hocasının cenaze namazını kıldırmıştır.

Hayır, hasenat sahibi olan ve çok iyi at binen Hasan Hüsnü Dede, Fransız seyyah Clement Huart'ın hatıralarına konu olmuştur. Seyyah, 1891 de İstanbul’dan Konya’ya seyahat ederken Eskişehir’i ziyaret etmiş ve Hasan Hüsni Dede ile görüşmüştür. Gayr-i müslim yabancılar ayakta kalmasın diye kendilerine iskemle getirilmesini istemiş, fakat onlar, Müslümanlar gibi yere pâdaş kurarak oturmayı tercih etmişler, kendilerine şekerleme ve tatlı ikram edilmiştir.

Eskişehir Mevlevîhânesini ziyaret eden diğer bir seyyah ise, kendisi de Mevlevî olan Mehmet Ziya (İhtifalci)’dır. Mehmet Ziya, Hasan Dede’ye intisablı olup ondan Mesnevi-yi Şerif okutma izni almıştır. 1892 yılında Mevlevîhâneyi ilk ziyaret ettiğinde Hasan Hüsni Dede ile görüşmüş, hatıratında ve “Yenikapı Mevlevîhânesi” adlı eserinde, ondan övgüyle bahsetmiştir.

Hasan Hüsni Dede’nin Celâleddîn, Şemseddin, Bahâeddin ve Hilâleddin adında dört oğlu, Şehribânû ve Hacer Sâniye adında iki kızı vardı. Hüseyin Celâleddîn Efendi en büyük oğlu ve aynı zamanda Eskişehir âsitânesinin ser-tabbah/aşçıbaşısı idi. Postnişinlerden sonra en yüksek mertebe ser-tabbah denilen dedelerdi. Aslında bunların mutfakla bir alakaları yoktu ancak, dergahların en kutsal tesisi olan matbah-ı şerif’e izafeten bu adı almışlardı. Bu kişiler kıdemli, mevlevihaneye vukûfiyeti olan, faziletli ve ekseriya âlim kimselerdi. İşte bu vasıflara haiz olduğunu düşündüğümüz Hüseyin Celâleddîn Efendi pederinin sağlığındayken 1902'de 40 yaşında vefat etmişti.

Postnişin Hasan Dede mektuplarını şu cümleyle bitirirdi. “Bâki, Es’adekum’u-llahu fi’d dareyn.” Anlamı: “Allah sizi iki cihanda mesut etsin.” Postnişin Hasan Hüsni Dede’nin imzası “Hâdimü’l-fukarâ el-Mevlevî Eskişehrî Hasan Hüsni” şeklinde olup mührü ise “el-Mevlevî Hüsni” idi.

Kurşunlu Camii güneyindeki giriş kapısının bir üst sokağına, “Hasan Dede” ismi verilmiştir. Türbesi Külliyenin güney doğu kısmında, semahanenin bitişiğindedir.


Muhammed Ali Şemseddin Dede Efendi (d.?- ö.1915)

Hasan Hüsni Dede’nin, Hüseyin Celâleddîn Efendi’den sonra gelen, ikinci oğludur. Eskişehir’de doğdu. İlk eğitimini ailesinden ve babasından aldığı tahmin edilen Muhammed Ali Şemseddin Dede Efendi 1908’de babasının vefatından sonra, en büyük erkek evladın posta geçme âdeti üzerine, 1908-1913 yılları arasında postnişinliği sürdürmüştür.

 Muhammed Ali Şemseddin Dede’nin Eskişehir Mevlevî Dergah’ı postundan ayrılmasından yaklaşık bir yıl sonra, 14 Kasım 1914’te, I. Dünya Savaşıyla beraber “Cihad-ı Mukaddes” ilân edildi. Bu kutsal savaşa katılmak ve Filistin Cephesi’ne gitmek üzere bütün Mevlevîhânelerden gönüllü Mevlevî alayı oluşturuldu. Muhammed Ali Şemseddin Dede Efendi kurulan bu Mevlevî Taburu’na katıldı ve yanındaki 15 dervişin giyim kuşam teçhizatlarını, borç bulduğu paralarla kendisi karşıladı.

 Mevlevî Taburu, 1915’deki Kanal Seferine katılmak üzere “Mücâhidîn-i Mevlevîyye” adıyla hazırlandı. Bu taburda Mevlevî dervişlerinin yanı sıra, diğer tarikatlardan da dervişler bulunuyordu ve bunlara da Mevlevî kisvesi giydirilmişti. Kumandanının Veled Çelebi İzbudak olmasından dolayı “Mevlevî Taburu” denmişti. 138’i Yenikapı Mevlevî Dergâhından olan, 1023 kişiden oluşuyordu. Yenikapı Dergâhı post nişini Abdülbaki Baykara Dede’ de(1883-1935) tabura "Binbaşı" rütbesiyle katılmıştı. Asker dervişler Yenikapı Mevlevîhânesi'nden hareketle Konya’daki Mevlânâ türbesine iştirak etti. Burada okunan Kur’an ve yapılan dualardan sonra IV. Orduya katılmak üzere Şam’a doğru yola koyuldular. Ancak 20 Şubat 1915 tarihinde askerliğe hazırlıklı olmayan pek çok Mevlevî dervişi gibi Muhammed Ali Şemseddin Dede’de Şam’da hastalanıp vefat etti.

Kurşunlu Camii kuzeyindeki giriş kapısının açıldığı sokağa, “Şeyh Şemseddin ” ismi verilmiştir.

  •  4. Ordu Kurmay Başkanı Ali Fuad, cephedeki gelişmeleri ve bu yapılanmayı şu ifadelerle değerlendirmektedir:

"Şam' daki Mevlevi Taburu ve Kadiri Bölüğü ve Mevlevi neyzen ve mutrıbanı ve Mevlevi Sıhhiye Bölüğü de çöle gitmek üzere 18 Aralık' ta Kudüs' e hareket edeceklerdi."

Ali Fuad Erden, 1.Dünya Harbinde Suriye Hatıraları, 2003 s.210-211

11.jpg

"Dedeler, dervişler zikir ve musiki çalışmalarından başka  mutlaka bir zanaat sahibi olurdu. Babam (Şıh Bahaeddin) bu konuya çok önem verirdi. 3 tane fanila örme makinesi, dört tane çorap makinesi vardı. Kunduralarını kendileri tamir ederlerdi. Fanile ve çoraplar pazarcı eliyle şehirde satılır ve geliri ile  dergahın bütçesine yardım sağlanırdı.

Babamın dergahında mevlevi giysileri de yapılırdı. Bu giysiler hırka, şalvar, destegül, elif lamet, mest, yemeni kaloş ve tennure idi. Tennure yalnız mukabele günlerinde giyilirdi. Sikke yi herkes giymek zorundaydı. Babam şih olduğu için sikkesinde yeşil destar vardı. Diğer  dedeler ve dervişler destar kullanmazdı. Annem (Ulviye Hanım) ve diğer mevlevi kadınlar giysi kullanmazdı. Dergahda mevlevi  kadınlarının da büyük bir yeri vardı. Dergahda her derviş veya  dedenin bir zanaatı olması gerekirdi. Bunu Mevlana özellikle istemişti. İşte o böyle bir mürşit idi.Ya Hazreti Mevlana!.. Hak Dost''

 

Hüseyin Cahit- Dergah Anıları 1990 

 

Hacı Hasan Hüsni Dede Efendi hakkında:

"Eskişehirlidir. Uzun müddet İstanbul da oturmuş ve Seyyid' le İstanbul seyahatlerinden birinde görüşerek melamet almıştır. Erbabı hal ve temkinden bir zat imiş. Mevlevilerin hiç biri melamiliğini bilmiyor. Dede Efendi aynı zamanda tarikat-ı kadiriyyeden de müstahlef imiş. - Abdülbaki Gölpınarlı, Melamilik ve Melamiler, s. 314 Gri Yayınları


BahaeddinDedeveoğluHüseyinCahid.jpg

Bahâeddin Dede Efendi (d.1875-ö.1930)

Hasan Hüsni Dede’nin yaşça küçük üçüncü oğludur. Annesi, Hasan Hüsni Dede’nin üçüncü eşi Zeynep Hanım’dır. 1875 yılında Eskişehir’de doğdu. İlk eğitimini babasından aldıktan sonra Eskişehir Rüşdiyesi’ni bitirdi. Daha sonra Mısır’a giderek El-Ezher’de dini ilimler tahsil etti. Mısır dönüşü Eskişehir dergahında Farsça öğrenip, çile doldurdu. Sesi güzel ve makam bilmekteydi. Ney, kudüm ve rebab çalardı.

Hz. Mevlânâ, “…eski erenler nefislerini aşağılatmak için dilenmeyi hoş görmüşler, ama biz, bizi sevenlere bu kapıyı kapattık. Herkes bir iş tutmalı, elinin emeğiyle geçinmelidir. Böyle davranmayanlar bizden değildir” demiştir. Onun bu sözleri kendisine bağlananları her dalda çalışmaya teşvik etmiş, Bahaeddin Dede ve babası da bu konuya önem vermişler ve bu nedenle mevlevîhânede üç adet fanila örme makinesi ve dört adet çorap dokuma makinesi çalıştırılırdı. Aslınd


Bahâeddin Dede dergahdaki işlerden ayrı olarak Eskişehir Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Reisliği ve Tayyare Cemiyeti Veznedarlığı yapmıştır. 1913’ den, dergahların kapatıldığı 1925 yılına kadar, 12 sene boyunca postnişin olarak kalmış, dergahlar kapatılınca bu tür sosyal faaliyetlere ağırlık vermiştir. Aynı zamanda dedelerinden kalan bir çiftlikte ziraat işleriyle uğraşmaya başlamıştır.a o dönemde dergahın geliri su değirmeni ve diğer vakıf yerlerinden sağlanıyordu ancak, dergahta dokunan çorap ve fanilalar pazarcı marifeti ile şehirde satılarak, dergahın bütçesine ek gelir sağlanıyordı.

Osmanlı Devletinin son sadrazamlarından Damat Ferit Paşa’nın tekrar işbaşına gelmemesi için bütün yurtta başlatılan protesto faaliyetlerine o da katılmış, Eskişehir’den İstanbul Hükümetine çekilen telgrafa imza atmıştır. 6 Mart 1920 de çekilen bu telgrafta, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi İbrahim, Belediye Reisi Süleyman, Cemâat-i İslâmiye Reisi müftü Salih ve Esnafı temsilen İşçibaşı Hakkı’nın da imzaları yer almıştır.

17.02.1930 yılında Eskişehir’de vefat eden Bahâeddin Dede’nin, Eskişehir Mevlevihanesi hamûşanında babası ve dedesinin yanındaki isimsiz kabirde sırlandığı tahmin edilerek, 83. ölüm yıldönümü olan 17 Şubat 2013' de, torunlarının, dernek üye ve dostlarının huzurunda, mezar taşı yerine yerleştirildi. Hüvel bâki!

123.JPG
Bahaeddin Dedenin kabri

2.jpg
Ortada son postnisin Bahattin Dede ile Posta, Maarif, Vakif ve Tapu müdürü,1925

 

"Ben, kardeşlerim ve amca oğullarım bazen semaya, bazen mutribe katılırdık. Amcam Hilaleddin çok güzel tambur ve ud çalardı. Amca oğlum Pertev keman, Vedat ney çalardı. Abim Avni ud, ney ve tambur, ben  ney ve kudüm çalardım. Kardeşim Hasan ve en küçük amca oğlu İsmal İlhan, yaşları nedeniyle yalnız merasim elbisesi giyer ve ayinlere katılırlardı.

Mutribi genellikle Fazıl Dede yönetirdi. Hilaleddin Amca katılırsa idare ona geçerdi. Semayı meydancı dede Tayyip yönetirdi. Ayinin son selamında bazen babam cüzdanını meydan dedesine verir, o da bunu mutriba atardı.  Bu suretle Mutrib parasal olarak onurlandırılmış olurdu. Ayin ve sema, bayram, kandil ve Mevlanayı anma gibi özel günlerde Kurşunlu Camiinde yapılırdı."

Hüseyin Cahit, Dergah Anıları, 1990


Kaynak: Eskişehir Mevlevihanesi, Adalıoğlu/Arslan-Kesit Yayınları,2008  ve Hüseyin Cahit in 1997, "Dergah Anıları" notlarından